ISSN 2149-4983 | e-ISSN: 2149-9306
 
 
Cilt : 5 Sayı : 2 Yıl : 2019
 
: 5 (2)
Cilt: 5  Sayı: 2 - 2019
Özetleri Gizle | << Geri
ORJINAL ARAŞTIRMA
1.
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği Dersinin Uygulamasına Çıkan Hemşirelik Öğrencilerinin Çocuk Sevme Durumları ve Etkileyen Faktörlerin İncelenmesi
Evaluation of Liking Children Situation of the Nursing Students Taking the Applied Course of Pediatric Nursing, and the Factors Affecting the Same
Gulbeyaz Baran, Gamze Yılmaz
doi: 10.5222/jaren.2019.40327  Sayfalar 91 - 96
Amaç: Bu çalışma çocuk sağlığı ve hastalıkları hemşireliği dersinin uygulamasına çıkan üçüncü sınıf hemşirelik bölümü öğrencilerinin çocuk sevme durumlarını ve etkileyen faktörleri incelemek amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı çalışma tasarımı kullanılmıştır.
Metot: Araştırmanın verileri literatür bilgisinden yararlanılarak araştırmacı tarafından hazırlanan “Kişisel Bilgi Formu” ve “Barnett Çocuk Sevme Ölçeği” kullanılarak toplanmıştır.
Bulgular: Araştırmaya katılan hemşirelik bölümü üçüncü sınıf öğrencilerin yaş ortalaması 19,00±22,01’ dir. Öğrenci hemşirelerin %58,9’unun kadın olduğu, kardeş sayısının ise 5,484±2,479 olduğu saptanmıştır. Öğrencilerin çocuk sevme ölçeğinden aldığı puan ortalaması 83,153±15,282 olarak bulunmuştur. Öğrenci hemşirelerin %81,1’i çocuk kliniğini sevdiğini, %55,8’i ise çocuk sağlığı ve hastalıkları hemşireliği dersinin uygulamasına ilk defa çıktıklarından dolayı tedirginlik ve stres hissettiklerini ifade etmişlerdir. Öğrencilerin çocuk sevme ölçeği puan ortalaması ile cinsiyetleri ve çocuk kliniğinde çalışmayı isteme durumu arasında anlamlı bir farklılık saptanmıştır (p<.05). Öğrencilerin kardeş sayısı ile çocuk sevme ölçeği puan ortalaması arasında anlamlı bir ilişki olduğu (p<.05), kardeş sayısı azaldıkça çocuk sevme ölçeği puan ortalamasının arttığı bulunmuştur. Çocuk kliniklerinde çalışmayı isteyen öğrenci hemşirelerin, çocuk sevme tutumları yüksek bulunmuştur (p<,05).
Sonuç: Sonuç olarak öğrenci hemşirelerin çocuk sevme durumu puan ortalaması yüksek bulunmuştur. Öğrencilerin kadın olması, kardeş sayısının az olması çocuk kliniğinde çalışmayı istemeleri çocuk sevme durumlarını olumlu yönde etkilediği görülmüştür bulunmuştur.
Objective: This study was conducted to examine the liking children situation of the third grade nursing students who have taken the applied course of the pediatric nursing, and the factors affecting the same.
Method: Data of the study was collected by a “Personal Information Form” prepared by the researcher using the literature, and “Barnett Liking of Children Scale”.
Results: The age average of the third grade nursing students participating in the study was 19,00±22,01. It was determined that the 58,9% of the nursing students was female and the number of the sibling was 5,484±2,479. The average of the scores obtained by the students from the liking of child scale was found to be 83,153±15,282. 81,1% of the nursing students stated that they liked the pediatric clinic and 55,8% felt apprehension and stressful because it was the first time they took the applied course of the pediatric nursing. A significant difference was found between the average score of the students’ liking of children scale and their gender and desire to work in the pediatric clinic (p<,05). It was also found that there was a significant correlation between the number of sibling and average score of liking of children scale, of the students (p<,05), whereas the average score of liking of children scale was increased as the number of the siblings was decreased. Nursing students who want to work in child clinics,
average score of liking of children scale the attitudes of the child were found to be high (p <.05).
Conclusion: As a result, the average score of the nursing students’ liking of children scale was found high. It was found that the students wanted to work in a children's clinic because of being women, having a small number of siblings and positively influencing their children's liking.

2.
Sağlık Bilimleri Birinci ve İkinci Sınıf Üniversite Öğrencilerinin Erkek Hemşire Algısı
Male Nurse Perception of First and Second Grade University Students in Health Sciences
Rujnan Tuna
doi: 10.5222/jaren.2019.62533  Sayfalar 97 - 106
Amaç: Bu araştırma, sağlık alanında eğitim gören birinci ve ikinci sınıf üniversite öğrencilerinin erkek hemşire algısını ortaya koymak amacıyla gerçekleştirilmiştir.
Yöntem: Araştırma karma tasarımda gerçekleştirilmiştir. Verilerin toplanması ve görüşmelerin gerçekleştirilmesinde amaçlı örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Çalışma kapsamına 268 öğrenci alınmış ve çalışma kapsamına alınan 46 öğrenci ile de 5 oturumda odak grup görüşmeleri gerçekleştirilmiştir Nitel verilerin analizinde içerik analizi, nicel verilerin analizinde ise IBM SPSS Statistics 22,0 paket programı kullanılarak betimleyici analizler kullanılmıştır.
Bulgular: Araştırma sonucunda hemşirelik mesleğinde erkeklerin de olması gerektiği ve erkek hemşirelerin mesleğin statüsünü ve imajını olumlu etkileyeceği belirlenmiştir. Ancak kadın hemşireye alışkın olma ve hemşirelik uygulamalardaki başarının cinsiyetten daha önemli olduğu da ifade edilmiştir. Ayrıca erkeklerin hemşirelik mesleğinde var olmasının hemşirelik mesleğinde herhangi bir değişiklik yaratmayacağı da ifade edilmiştir.
Sonuç: Hemşirelik mesleğinde cinsiyet ayrımının kaldırılmasına rağmen toplumda cinsiyet ayrımının kısmen de olsa devam ettiği ortaya konmuştur. Bu tutumun toplumumuzun ataerkil toplum yapısı, örf adet ve geleneklerinden kaynaklanabileceği söylenebilir.
Objective: This research was conducted to determine the male nurse perception of first and second grade university students studying in health field.
Method: The research was conducted in a mixed method design. Purpose sampling method was used to collect data and conduct interviews. 268 students were included in the study and focus group interviews were conducted with 46 students who were included in the scope of the study in 5 sessions. Content analysis was used for analysis of qualitative data and descriptive analyzes were used for analysis of quantitative data using IBM SPSS Statistics 22.0 package program.
Results: As a result of the research, it was determined that men should also be in the nursing profession and male nurses will positively affect the status and image of the profession. However, it is also stated that the female nurse is more accustomed and the success in nursing practice is more important than the sex. It is also stated that the existence of men in nursing profession will not make any difference in nursing profession.
Conclusion: Despite the elimination of gender discrimination in the nursing profession, it has been shown that gender discrimination continues in part in society. It can be said that this attitude of our society can be derived from patriarchal society structure and customs.

3.
İnmeli Bireye Bakım Verenlerde Bakım Yükü, Sosyal Destek ve Yaşam Kalitesi Arasındaki ilişki
Relationship between Care Burden, Social Support and Quality of Life in Caregivers of Individual with Stroke
Tülay Kars Fertelli, Fatma Özkan Tuncay
doi: 10.5222/jaren.2019.52386  Sayfalar 107 - 115
Öz
Amaç: Bu araştırma, inmeli bireye bakım veren bireylerde bakım yükü, sosyal destek ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel arayıcı olarak yapılmıştır.
Yöntem: Çalışma örneklemini 216 inmeli hastaya bakım veren bireyler oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında Tanıtıcı Bilgi Formu, Zarit Bakım Verme Yükü Ölçeği, Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Versiyonu ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği kullanıldı. Verilerin analizinde frekans, yüzdelik hesabı, ortalama hesabı, Kruskal-Wallis T testi ve pearson korelasyon testi kullanıldı.
Bulgular: İnmeli bireye bakım verenlerin bakım yükü ve sosyal destek düzeylerinin orta düzeyde, yaşam kalitelerinin ise düşük düzeyde olduğu bulundu. Yaşam kalitesi ve sosyal destek puanları arasında pozitif, bakım yükü ile yaşam kalitesi ve sosyal destek ile bakım yükü arasında ise negatif yönde anlamlı (p<0.05) bir ilişki elde edildi.
Sonuç: İnmeli bireye bakım veren bireyler orta düzeyde bakım yükü, düşük düzeyde yaşam kalitesi yaşamakta ve orta düzeyde sosyal destek algılamaktadır. Bakım yükü, yaşam kalitesi ve sosyal destek arasında ilişki vardır. İleri ve aşırı düzey bakım yükü yaşayan bireylerin algıladığı sosyal destek düzeyi daha düşüktür.
Objectives: This study was carried out as descriptive and cross sectional to investigate the relationship between care burden, social support and quality of life in caregivers of individual with stroke.
Methods: The study sample comprised 216 caregivers of individuals with stroke. Personal Information Form, Zarit Burden Care Scale, World Health Organisation Quality of Life Instrument brief version and Multidimensional Scale of Perceived Social Support Scale were used to collect the study data. The frequency, percentage calculation, Kruskal-Wallis T test and Pearson correlation test were used to analyze the data.
Results: It was found that the care burden and social support levels of caregivers of individual with stroke were moderate and their quality of life was low. There was a positive correlation between quality of life and social support scores, and a significant negative correlation between care burden and quality of life, social support and care burden (p <0.05).
Conclusion: Caregivers of individual with stroke have a moderate level of care burden, low quality of life, and they perceive moderate social support. There is a relationship between care burden, quality of life and social support. The level of perceived social support of individuals with advanced and extreme care burden is low.

4.
Hemşirelerde Anksiyete, Depresif Belirti ve İlişkili Faktörler
Anxiety and Depressive Symptoms in Nurses and Related Factors
Leyla Zengin, Funda Gümüş
doi: 10.5222/jaren.2019.40469  Sayfalar 116 - 122
Giriş ve Amaç: İnsanlarla iletişimi temel alan meslek olarak tanımlanan hemşirelik, psikolojik ve fizyolojik açıdan sağlıklı meslek üyelerine diğer mesleklerden daha çok gereksinim duyar. Hemşirelerin psikolojik ve fizyolojik sağlığı hem mesleki sorumluluklarını yerine getirmede hem de sosyal yaşamlarını sürdürmelerini etkiler. Bu çalışma, hemşirelerde anksiyete, depresif belirti ve ilişkili faktörlerin belirlenmesi amacıyla yapıldı.
Yöntem: Çalışma Diyarbakır Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi’nde çalışmakta olan hemşirelerde Mart- Nisan 2018 tarihleri arasında kesitsel, tanımlayıcı ve ilişki arayıcı olarak yapıldı. Araştırmada örneklem seçimine gidilmeden araştırmaya katılmayı kabul eden 294 hemşire ile tamamlandı. Veriler, kişisel bilgi formu, Beck Depresyon Envanteri (BDE) ve Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) kullanılarak toplandı. Verilerin analizinde yüzdelik, minimum, maksimum, Shapiro Wilk Testi, Spearman Korelasyon testi, Mann Whitney U Testi ve Kruskal Wallis Testi kullanıldı.
Bulgular: Araştırmaya katılan hemşirelerin yaş ortalamasının 32.85±8.41, %67.7’si kadın, %63.9’u evli olduğu, %56.1’nin çocuk sahibi olduğu, %66.3’ünün üniversite mezunu olduğu belirlendi. Hemşirelerin, %68.4’nün orta düzeyde depresif belirti ve %51.9’nun orta düzeyde anksiyete belirtisi yaşadığı saptandı. Korelasyona analizi sonucunda 0.01 düzeyinde BDÖ ve BAE arasında ise pozitif orta dereceli ilişki hesaplandı (p< 0.05).
Sonuç: Hemşirelerin orta düzeyde anksiyete ve depresif belirti yaşadıkları, anksiyete ve depresif belirtilerin birbirini etkilediği belirlendi. Hemşirelerin, anksiyete ve depresif belirti düzeylerinin belirlenmesi ve koruyucu önlemlerin yerine getirilmesi önemlidir.
Introduction and Objectives: Nursing, which is defined as the profession that is grounded in communication with people, requires professionals who are healthy from psychological and physiological aspects more than other professions. The psychological and physiological health of nurses has an impact both on their fulfilment of professional responsibilities and maintaining social lives. This study was conducted on determining anxiety and depressive symptoms in nurses and related factors.
Methods: The study was carried out with nurses who were working in Diyarbakır Maternity and Children Hospital between the dates of March-April 2018, as a cross-sectional, descriptive and relation-searcher study. The study was conducted with 294 nurses who accepted to participate in the study without a sample selection. The data were collected through personal information form, Beck Depression Inventory (BDI) and Beck Anxiety Inventory (BAI). In the data analysis, percentage, minimum, maximum, Shapiro Wilk Test, Spearman Correlation Test, Mann Whitney U Test and Kruskal Wallis Test were employed.
Results: It was determined that the age average of the nurses who participated in the study was 32.85±8.41, %67.7 of them are female, %63.9 of them are married, %56.1 of them have a child, and %66.3 of them are university graduates. It was identified that %68.4 of the nurses demonstrate a middle level of depressive symptoms, %51.9 of them demonstrate a middle level of anxiety symptoms. As a result of the conclusion analysis, a positive middle-level relationship was calculated between BDI and BAI at a 0.001 level (p< 0.05).
Conclusion: It was determined that nurses experience a middle level of anxiety and depressive symptoms, and anxiety and depressive symptoms affect each other. Therefore, it is essential to determine anxiety and depressive symptom levels of nurses and implement protective measures.

5.
Palyatif Bakım Merkezlerinde Tedavi Gören Hastalara Bakım Veren Bireylerin Bakım Yükleri ve Tükenmişlik Durumları
Burden and Burnout of Caregivers Whose Patients Treated at the Palliative Care Center
Memet Taşkın Egici, Meral Kök Can, Dilek Toprak, Güzin Zeren Öztürk, Elif Serap Esen, Burcu Özen, Nurcan Sürekci
doi: 10.5222/jaren.2019.38247  Sayfalar 123 - 131
,Amaç: Bu çalışmada, halen evde bakım hizmetinden yararlanmakta iken,
çeşitli nedenlerle palyatif bakım merkezlerinde yatan hastalara bakım veren
bireylerin bakım yükleri ve tükenmişlik durumlarının değerlendirilmesi;
hastalar yanında bakım verenlerin gereksinimlerini karşılamaya yönelik
tıbbi-sosyal hizmet planlamalarına katkı sunulması amaçlanmıştır.
Yöntem: Bu çalışma kamu hastaneleri palyatif bakım merkezlerinde tedavi
gören 129 hastaya bakım verenlerde yapıldı. Çalışma kesitsel ve tanımlayıcı
niteliktedir. Sosyodemografik bilgi formu, Zarith Bakım Verme Yükü Ölçeği
ve Maslach Tükenmişlik Ölçeği formu yüz yüze görüşme yöntemiyle doldurularak veriler elde edildi.
Bulgular: Çalışmaya katılanların 92’si (%71,3) kadındı, çoğunluğu (%54,3)
41-64 yaş grubundaydı ve en yüksek oranda (%42,6) hastaların çocukları
bakım vermekteydi. Bakım verenlerin ortalama puanları sırasıyla, Zarith
Bakım Verme Yükü Ölçeği’nden 37,71±15,44; Maslach Tükenmişlik Ölçeği
alt grupları olan Duygusal Tükenmişlikten 12,16±8,20, Duyarsızlaşmadan
4,19±4,25 ve Kişisel Başarıdan 19,68±5,43 puan olduğu belirlendi. Bakım
verenlerin bakım yüklerinin artması ile Maslach Tükenmişlik Ölçeği alt
grupları Duygusal Tükenme (R=0,611; p=0,000) ve Duyarsızlaşma
(R=0,476; p=0,000) arasında pozitif yönde, Kişisel Başarı (R=-0,232;
p=0,008) arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki bulundu. Bakım verenin
yükü arttıkça tükenmişlik düzeyi artmaktaydı. Yaş, cinsiyet, medeni durum,
eğitim durumu, bakım hizmeti karşılığında ücret alma durumu, başka bir
bakıcı ile çalışılması ve baktığı hastanın tanısı ile Zarith Bakım Verme Yükü
Ölçeği ve Maslach Tükenmişlik Ölçeği arasında anlamlı bir fark bulunmadı
(p>0,05).
Sonuç: Bakım verenlerin yükleri arttıkça tükenmişlikleri de artmaktadır.
Bakım süresinin uzunluğu ve kronik hastalık varlığı tükenmişliği artırmaktadır. Sağlık çalışanları tarafından bakım verenlerin durumunun değerlendirilmesi, psikososyal olarak destek verilmesi, bakım yükünün ve tükenmişlik duygusunun azaltılması ve aynı zamanda bakım hizmetinin kalitesi açısından uygun olacaktır.
Objective: This study was performed to evaluate the status of care burden
and the burnout of the caregivers who take care of the patients in the palliative care centers for various reasons, while under observation of home care
services; and contribute to medicosocial service planning so as to meet the
caregivers needs.
Method: A total of 129 caregivers whose patients treated in palliatif care
centers of public hospitals were enrolled in the study. This is a crosssectional and descriptive study. The data were obtained through filling up
The socio-demographic data sheet, Zarit Burden Interview (ZBI) and
Maslach Burnout Inventory (MBI) using face-to-face interview method.
Results: Of the 129 caregivers, 92 (71.3%) were women, and 54.3% of them
were at the age of 40-64; while 42.6% of them were the children of the
patients. The mean Zarit Burden Interview score (37.71±15.44) and the
mean Maslach Burnout Inventory score of Emotional Exhaustion
(12.16±8.20), and the mean Depersonalization score (4.19±4.25) and the
mean Personal Accomplishment score (19.68±5.43) were also estimated..
We found a positive correlation between the increasing burden of caregivers
with the subgroups of Maslach Burnout Inventory Emotional Exhaustion
(R=0.611; p=0.000) and the Depersonalization (R=0.476; p=0.000). There
was a negative correlation between the increasing burden of caregivers and
their Personal Accomplishment (R=-0.232; p=0.008). As the Zarit Burden
Interview score increased the level of Maslach Burnout Inventory scores
also increased. There were no relation between age, gender, marital
status,education status of caregivers,absence of financial support, working
with another caregiver, the diagnosis of the patients they were caring for
and Zarit Burden Interview and Maslach Burnout Inventory (p>0.05).
Conclusion: When burden of the caregivers increase; their burnout level
also increases. Longer caregiving periods and the presence of a chronic
disease increase burnout levels too. Evaluation of the status of caregivers,
and provision of phychosicial support will be appropriate in reducing the
care burden and burnout perceived by healthcare professionals, and increasing quality of medical care services.

6.
Türkiye’deki Yenidoğan Hemşirelerinin Profilleri ve Bireyselleştirilmiş Gelişimsel Bakıma Yönelik Uygulamaları
Profiles and Interventions on Individualized Developmental Care of Neonatal Nurses in Turkey
Seda Çaglar, Sadiye Dur, Duygu Sönmez Düzkaya, Tuba Koç Ozkan, Nazan Torun, Zerrin Çiğdem, Suzan Yıldız, Serap Balcı, Duygu Gözen, Gizem Kerimoğlu Yıldız
doi: 10.5222/jaren.2019.42104  Sayfalar 132 - 140
Amaç: Araştırma; Türkiye’de Sağlık Bakanlığı’na bağlı kurumların Yenidoğan Ünitelerinde görev yapan hemşirelerin profillerini ve bireyselleştirilmiş gelişimsel bakıma yönelik uygulamalarını belirlemek amacıyla gerçekleştirildi.
Yöntem: Tanımlayıcı nitelikteki araştırmanın verileri Ocak-Mayıs 2015 tarihleri arasında Türkiye’nin 79 ilindeki 2965 yenidoğan hemşiresinden anket formu aracılığıyla toplandı. Elde edilen verilerin analizinde yüzdelik, aritmetik ortalama, Pearson ki-kare ve varyans analizi (ANOVA) kullanıldı.
Bulgular: Türkiye’deki yenidoğan hemşirelerin yaş ortalamalarının 31,84±6,60 yıl, %60,7’sinin çalışma deneyiminin 0-4 yıl, %52,8’inin lisans mezunu, %83,6’sının bireyselleştirilmiş gelişimsel bakım hakkında bilgi sahibi olduğu belirlendi. Hemşirelerin eğitim, sertifika programlarına katılım ve bireyselleştirilmiş gelişimsel bakım uygulama durumları arasındaki farkların bölgeler arasında istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptandı (p<0.001).
Sonuç: Türkiye’deki yenidoğan hemşirelerinin bireyselleştirilmiş gelişimsel bakım yaklaşımı konusunda bilgi sahibi oldukları ancak uygulamaların halen yeterli düzeyde olmadığı, hemşirelerin eğitim durumları ve uyguladıkları yöntemlerin bölgeler arasında farklılıklar göstediği belirlendi.
Objective: This study was conducted to determine profiles and interventions on individualized developmental care of neonatal nurses in Neonatal Units of the Health Ministry in Turkey.
Methods: This descriptive study was carried from January to May 2016 through questionnaire from 2965 neonatal nurse in Turkey's 79 provinces. Percentage, arithmetic mean, Pearson chi square and variance (ANOVA) were used in the analysis of the obtained data.
Results: The average age of neonatal nurses was 31.84 ± 6.60 years, 0-4 years of work experience of 60.7%, 52.8% of bachelor degree, the owner of individualized developmental care about 83,6's% determined to be. It was found that nurses' education, certificate programs participation and individualized developmental care were statistically significant between the regions (p <0.001).
Conclusion: They have information on an individualized care approach of neonatal nurses in Turkey, but it was determined that the practices were still not adequate, the educational status of nurses and the methods they applied showed differences between the regions.

7.
Nişanlı Çiftlerin Aile Planlamasına İlişkin Bilgi ve Tutumlarının Belirlenmesi
Identifying Engaged Couples’ Knowledge and Attitudes about Family Planning
Nevin Çıtak Bilgin, Bedriye Ak, Dilek Coşkuner Potur, Emine Özdoğan
doi: 10.5222/jaren.2019.76598  Sayfalar 141 - 148
Amaç: Bu çalışma nişanlı çiftlerin aile planlamasına ilişkin bilgi ve tutumlarını belirlemek için yapılmıştır.
Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel tipteki çalışma Temmuz 2013 ve Haziran 2014 tarihleri arasında Türkiye’nin kuzeyinde yer alan bir ilde 195 nişanlı çift ile yapılmıştır. Verilerin toplanmasında “Katılımcı Bilgi Formu” ve “Aile Planlaması Tutum Ölçeği” kullanılmıştır
Bulgular: Çalışmaya katılan nişanlı çiftlerin yarıdan azı (kadın: %42.6, erkek %38.5) aile planlaması yöntemleri hakkında bilgi sahibidir. Erkeklerin bildiği aile planlaması yöntem sayısı (3.91±2.73), kadınların bildiği yöntem sayısından (4.57±2.95) daha azdır. Kadınlar tarafından en fazla bilinen yöntem oral kontraseptif, erkeklerde kondomdur. Kadınlar erkeklere göre aile planlamasına yönelik daha olumlu tutuma sahiptir (p<0.05). Nişanlı çiftlerin eğitim düzeyi, alınan aile planlaması bilgisini yeterli bulma, evlendikten sonra yöntem kullanmayı düşünme gibi özelliklerinin aile planlaması tutumunu etkilediği belirlenmiştir (p<0.05).
Sonuç: Nişanlı çiftler genel olarak aile planlamasına yönelik olumlu tutuma sahip olup, kadınların erkeklere göre aile planlaması tutumları daha olumludur.
Objectives: This study was conducted to identify engaged couples’ knowledge and attitudes about family planning.
Methods: Cross-sectional and descriptive study conducted with 195 engaged couples between July 2013 and June 2014 at a province in Northern Turkey. “Participant Identification Form” and “Family Planning Attitude Scale” was used for data collection.
Results: Less than half of the participating engaged couples (female: 42.6%, male: 38.5%), received information about family planning methods. Males knew fewer (3.91±2.73) contraceptive methods than females (4.57±2.95). The method most familiar to females was the birth control pill whereas males were most familiar with condoms. As compared to males, females were found to have a more positive attitude towards family planning (p<0.05). The characteristics that were identified as affecting engaged people’s attitudes towards family planning included education level, satisfaction with their existing family planning information, and intention to use contraceptive methods after marriage (p<0.05).
Conclusion: Engaged couples generally have positive attitudes towards family planning. Females have a more positive attitude towards family planning than males.

DERLEME
8.
Transeksüel Bireylerde Sağlığı Geliştirme
Improving the Health Care of Transsexual Individuals
Yeliz Çulha, Nuray Turan, Gülsün Özdemir Aydın, Hatice Kaya, Aysel Özsaban
doi: 10.5222/jaren.2019.63497  Sayfalar 149 - 155
Transseksüel bireyler bazı hastalıklar açısından daha savunmasız ve risk altındadır. Bu bireyler, sağlığı korumada daha çekingen olup sağlık hizmetlerinden çeşitli nedenlerden dolayı faydalanamamaktadır. Hemşireler, transseksüel bireylerin sağlığı ile ilgili eğitimlerde rol alarak, onlara hormon kullanımı, cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunma yolları, kanseri önlemede erken tanının önemi, sigara, alkol ve madde kullanımı gibi riskli davranışların önlenmesi, depresyondan korunma yolları konusunda farkındalık yaratmalıdır. Hemşireler tüm bakım sürecinde önyargıdan uzak olduğunu hissettirerek, bireyin yaşam kalitesinin yükselmesini sağlamaya yardımcı olmalıdır. Bu makalede, transseksüel bireylerin sağlıklarını korumaya ilişkin tutumları ve bu konuda hemşirelerin sorumlulukları ile ilgili literatür ve araştırma bulguları incelenerek tartışıldı ve uygulamaya yönelik öneriler sunuldu.
Transgendered people are more vulnerable and at risk in terms of certain diseases. These people are more hesitant on health protection and cannot benefit from health care services for various reasons. Nurses should raise these people's awareness on hormone usage, the ways of protection from sexually transmitted diseases, the importance of early diagnosis in the prevention of cancer, the prevention of risky behaviors such as smoking, alcohol and substance use, and the ways of protection from depression by taking part in trainings related to the health of transgendered people. Nurses should help to improve the quality of life of the people by making them feel that they are away from prejudice during the entire care process. In this article, the relevant literature and research findings on transgendered people's attitudes to protect their health and the responsibilities of the nurses in this regard were examined and discussed, and application-oriented suggestions were offered.

9.
Kanserli Kadınlarda Cinsel Sorunlar
Sexual Problems in Women with Cancer
Ayşe Çil Akıncı, Sena Dilek Aksoy
doi: 10.5222/jaren.2019.09709  Sayfalar 156 - 162
Başta meme ve jinekolojik kanserler olmak üzere tüm kanserler ve tedavi yöntemleri cinsel fonksiyonları etkilemekte olup hastalık sonrası dönemde de cinsel sorunlar devam etmektedir. Cinsel işlevin sürdürülmesi sağlıklı kişilerde olduğu kadar kanserli hastalarda da önemlidir. Sağlık ekibi kanser sürecinde cinsel sorunların ortaya çıkmasını önleme, çözümü konusunda hastalara danışmanlık ve destek vermeyle yükümlüdür. Cinsel sorunlara çözüm getirebilmek için cinselliği değerlendirirken biyo-psiko-sosyal yaklaşımı kullanmak bütüncül bir bakış açısı sağlar. Meme ve jinekolojik kanserler, kadınlarda cinsel sorunlara neden olan en önemli sağlık sorunları olmakla birlikte kolorektal kanserler, baş ve boyun kanserleri ve kanser sürecinde uygulanan tedavi yöntemleri de kadınlarda cinsel sorunların oluşumuna zemin hazırlamaktadır. Bu makalede kadınlarda cinsel sorunlara neden olan kanser türleri ve tedavi yöntemleriyle, kanserli kadınlarda ortaya çıkan cinsel sorunların sıklığı ve nedenleri hakkında bilgiler yer almaktadır.
All cancers and treatment methods, especially breast and gynecological cancers, affect sexual functions, and sexual problems continue after the disease. Maintenance of sexual function is important in cancer patients as well as in healthy people. A healthcare team is supposed to counsel and support the patient in preventing and resolving sexual problems in the cancer process. Adopting a bio-psycho-social approach to assess sexuality to provide solutions to sexual problems provides a holistic perspective. Breast and gynecological cancers are major health issues that cause sexual problems in women, but colorectal cancers, head and neck cancers, and treatment modalities in the cancer process also lead to sexual problems in women. This study provides information on cancer types and treatment methods that cause sexual problems in women and the frequency and causes of sexual problems in women with cancer.

10.
Doğum Korkusu Yönetiminde Psikoeğitimin Yeri
Place of Psychoeducation in the Management of Childbirth Fear
Mehtap Akgün, İlkay Boz
doi: 10.5222/jaren.2019.74046  Sayfalar 163 - 168
Doğum korkusu, doğumdan önce, sırasında ve sonrasında kadını ve tüm süreçleri olumsuz etkilemektedir. Bu derlemenin amacı doğum korkusu üzerine psikoeğitimin etkisini inceleyen çalışmaları bir araya getirerek sağlık bakım profesyonellerinde farkındalık oluşturmaktır. Konuya ilişkin literatür taraması CINAHL, PubMed, Science Direct, Ovid, Medline, Science Citation Index (Web of Science), and Cochrane Central Register of Controlled Trials, ULAKBIM ve YÖK Ulusal Tez Merkezi veri tabanları üzerinden gerçekleştirilmiştir. Doğum korkusunun yönetiminde psikoeğitim üzerine 2006-2018 yılları arasında, Avustralya, Finlandiya, İsveç ve İran’da 12 deneysel çalışmanın yapıldığı belirlenmiştir. Psikoeğtimin doğum korkusu üzerine etkisini inceleyen dokuz çalışmanın yedisinde, doğum korkusunu azaltmada psikoeğitimin istatistiksel olarak anlamlı biçimde etkili olduğu belirlenmiştir. Bununla birlikte, doğum şekli üzerine psikoeğitimin etkisini inceleyen yedi çalışmanın altısında, psikoeğitimin sezaryen oranını istatistiksel olarak anlamlı biçimde azalttığı belirlenmiştir. Sonuç olarak psikoeğitim, kadınların doğum korkusu ve sezaryen oranını azaltırken vajinal doğum şekli tercihini artırmaktadır. Bununla birlikte psikoeğitim, kadınların postpartum depresyon düzeyini azaltmakta ve maternal uyumu desteklemektedir. Doğum korkusu üzerine psikoeğitimin hemşirelik bakım uygulamalarına entegre edilmesi sonucunda bakım kalitesine katkıda bulunacağı düşünülmektedir.
Fear of birth negatively affects women and processes before, during and after birth. The aim of this review is to raise awareness in health care professionals by bringing together studies that examine the effects of psychoeducation on childbirth fear. Literature search for topics CINAHL, PubMed, Science Direct, Ovid, Medline, Science Citation Index (Web of Science), and Cochrane Central Register of Controlled Trials, ULAKBIM and YÖK National Thesis Center databases. In the management of fear of birth, between 2006-2018, twelve experimental studies were conducted on psychoeducation in Australia, Finland, Sweden and Iran. Psychoeducation was found to be statistically effective in reducing the fear of birth in seven of nine studies examining the effect of psychoeducation on the fear of birth, However, it was found that psychoeducation significantly reduced the cesarean rate in six of the seven studies examining the effect of psychoeducation on the type of birth. Finally psychoeducation increases the preference for vaginal birth while decreasing fear of birth and cesarean section. Psychoeducation, however, reduces the level of postpartum depression in women and supports maternal adaptation. As a result of integrating psychoeducation into nursing care practices on fear of childbirth, it is considered to contribute to the quality of care.



Journal of Academic Research in Nursing (JAREN) dergisi; Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gaziosmanpaşa Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin 2015 yılında Haziran ve Aralık aylarında yılda iki kez yayımlanmış olan ve 2017 yılından itibaren Nisan, Ağustos ve Aralık aylarında olmak üzere yılda üç kez yayınlanmaya devam eden yayınıdır. Dergi; Türkiye Atıf Dizini (Turkey Citation Index), ULAKBİM TR Dizin ve EBSCO Academic Search Complate veri tabanlarında indekslenmektedir.



 
Hızlı Arama



 
Copright © 2019 JAREN All rights reserved