ISSN 2149-4983 | e-ISSN: 2149-9306
 
 
Cilt : 8 Sayı : 1 Yıl : 2022
 
: 3 (2)
Cilt: 3  Sayı: 2 - 2017
Özetleri Gizle | << Geri
ORJINAL ARAŞTIRMA
1.
Hemşirelik Öğrencilerinin Bütüncül Tamamlayıcı Ve Alternatif Tıbba Karşı Tutumları
Attitudes Of Nursing Students Toward Holistic Complemantary And Alternative Medicine
Betül Aktaş
doi: 10.5222/jaren.2017.055  Sayfalar 55 - 59
Amaç: Bu çalışma hemşirelik öğrencilerinin Bütüncül Tamamlayıcı ve Alternatif Tıbba karşı tutumlarını değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir.
Yöntem: Tanımlayıcı tipteki bu araştırma, 2013 yılı 17 Ekim-28 Kasım tarihleri arasında bir üniversitenin sağlık yüksekokulunda yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini; 2013-2014 Eğitim Öğretim yılında sağlık yüksekokulu hemşirelik bölümünde öğrenim gören 337 öğrenci oluşturmuştur. Çalışmaya katılmayı kabul eden ve çalışmanın yapıldığı gün okulda olan 297 öğrenci örneklemi oluşturmuştur. Örneklem seçimine gidilmemiştir. Evren örneklemi oluşturmuştur. Araştırmanın yürütülebilmesi için okul yönetiminden yazılı izin ve öğrencilerden sözlü onam alınmıştır. Veriler öğrencilere ait demografik özellikleri içeren dokuz sorudan oluşan tanıtıcı form ve Bütüncül Tamamlayıcı ve Alternatif Tıbba Karşı Tutum Ölçeği (BTATÖ) kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin istatistik analizi SPSS 23.0 istatistik programı kullanılarak yapılmıştır. Verilerin analizinde; sayı yüzde dağılımı, varyans analizi ve student t testi kullanılmıştır.
Bulgular: Hemşirelik Öğrencilerin Tamamlayıcı ve Alternatif Tıbba Karşı Tutum Ölçeği puan ortalaması 31.38 ±4.40 olarak tespit edilmiştir. Tutum puanlarının cinsiyete, sınıfa, anne ve babanın öğrenim durumuna, yaşanılan yere, kardeş sayısına, sosyoekonomik duruma ve alternatif ve tamamlayıcı tıp kullanma durumuna göre ortalamalarında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0.05).
Sonuç: Hemşirelik bölümünde okuyan öğrencilerin tamamlayıcı ve alternatif tıbba karşı tutumlarının pozitif ve orta düzeyde olduğu belirlenmiştir.
SUMMARY

Aim: This study was performed to evaluate attitudes of nursing students toward Holistic Complementary and Alternative Medicine.
Methods: The descriptive study was performed in a university of health school between dates of 17 October and November 28 in 2013. Population of the study is consisted of 337 students who were studying in health school in 2013-2014 academic years. Sample is consisted by 297 students who accepted to be in the study and available in that period when the study was performed. It was set a population sample, not to choose sample. It was gotten permission from school management and verbal agreement from students. Data’s were collected by using a indicative form and a scale of attitude toward Holistic Complementary and Alternative Medicine Questionnaire (HCAMQ). Statistical data analyses were performed by using SPSS 23.0 statistical program. Number percentage distribution, variance analysis and student t test were used for data analysis.
Results: It is determined 31.38 ±4.40 nursing students average point for scale of attitude toward holistic complementary and alternative. There is no any meaningful difference between students’ attitude points according to gender, class, education of their parents, number of brother or sister, socioeconomic status and using of complementary and alternative medicine (p>0.05)
Conclusions: It was determined that the students who read in the nursing department had positive and moderate attitudes towards complementary and alternative medicine.

2.
Hemşirelerde Kök Aileyle İlişkiler ve Karşılıklı Bağımlılık
Family of Origin Relations and Codependency in Nurses
Halil İbrahim Ölçüm, Nuriye Büyükkayacı Duman
doi: 10.5222/jaren.2017.060  Sayfalar 60 - 65
Amaç: Karşılıklı bağımlılık “işlevi bozuk ailelerden getirilen veya öğrenilen, kişinin kendi ihtiyaçlarını ihmal etmesi ve başkalarına aşırı odaklanmasıyla sonuçlanan bir davranış” şeklinde tanımlanmaktadır. Karşılıklı bağımlılığın, aile işlevselliğinin bozukluğuyla ilişkili olduğu bildirilmektedir. Bu çalışmanın amacı, hemşirelerde kök aile ilişkilerinin karşılıklı bağımlılığa etkisini incelemektir.
Yöntem: Çalışmaya 232 olgu alındı. Olgulara Kök Aile İlişkileri Envanteri(KAİE) ve Hemşire Karşılıklı Bağımlılık Ölçeği(HKBÖ) uygulandı. Tüm istatistiksel analizler SPSS 22.0 kullanılarak yapıldı.
Bulgular: Araştırmaya katılan 232 olgunun yaş ortalaması 29,71 ± 8,76’ydı. Olguların %90,5’inin kadındı. Olguların KAİE puan ortalaması 12,75±3,64; HKBÖ puan ortalaması 67,35±12,72; bağımlı bakım alt ölçeği puan ortalaması 38,49±9,29; ifade eksikliği alt ölçeği puan ortalaması 28,85±5,61’idi. Olguların KAİE - HKBÖ toplam puanları arasında anlamlı (r=.153, p=.020), KAİE - HKBÖ ifade eksikliği alt ölçek puanları arasında ise ileri düzeyde anlamlı (r=.239, p=.000) pozitif yönlü bir ilişki saptandı.
Sonuçlar: Bu çalışmada hemşirelerde sağlıksız kök aile ile ilişkilerin, karşılıklı bağımlılık ve ifade eksikliği düzeyinin yüksek olmasıyla ilişkili olduğu sonucuna varılmıştır.
Objective: Codependency defined as "a learned or survival behaviour in dysfunctional families with resulting neglect of one’s own needs and excessively focusing on others". Its known that Codependency has a relation with disorder of parental functionality. The purpose of this study is to examine the effect of family of origin relations to codependency in nurses.
Methods: 232 cases participated in the study. Applied Family of Origin Relations Inventory (FORI) and Nurse Codependency Questionnaire (NCQ) to cases. All statistical analyses were performed using SPSS version 22.0.
Findings: The average age of 232 subjects took part in this study were 29,71±8,76. 90.5% of the subjects were female, 9.5% were male. The average FORI points of subjects were 12,75±3.64; the average “NCQ entire” points were 67,35±12,72; the average “codependent caretaking” sub-scale points were 38,49±9,29; the average “lack of voice” points were 28,85±5,61. There was a significant positive correlation (r=.153, p=.020) between FORI-“NCQ entire” points and high level significant positive correlation (r=.239, p=.000) between FORI-“NCQ lack of voice” sub-scale points.
Results: In this study we have come to the conclusion that the nurses’ problematic relationship with their origin family has a relation with the high co-dependency and lack of expression.

3.
Klimakterik Dönemindeki Kadınların Algıladıkları Sosyal Destek Düzeyi Ve Etkileyen Faktörler
Level Of Social Support Perceived By ClimactericWomen And Affecting Factors
İffet Güler Kaya, Ergül Aslan, Derya Yüksel Koçak
doi: 10.5222/jaren.2017.066  Sayfalar 66 - 72
Amaç: Klimakterik dönemdeki kadınların algıladıkları sosyal destek düzeyini ve etkileyen faktörleri belirlemektir.
Yöntem: Tanımlayıcı kesitsel nitelikte olan bu araştırmanın örneklemini 8 Ocak - 28 Şubat 2014 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinin menopoz polikliniğine başvuran ve araştırmaya katılmayı kabul eden toplam 101 kadın oluşturmuştur. Veri toplamada literatür doğrultusunda araştırmacı tarafından hazırlanan sosyo-demografik ve obstetrik özelliklere ilişkin çok sorulu anket formu ve algılanan sosyal destek boyutunu ölçmek için Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ) kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPPS 23.0 Paket programı kullanılmıştır.
Bulgular: Kadınların menopoza giriş yaş ortalaması 46.26 olup, çoğunluğunun 43-50 yaş aralığında (%61.4) menopoza girdiği ve %72.3’ünün 3 yıldan uzun süredir menopozda olduğu saptanmıştır. Kadınların çoğunluğu (%82.2) doğal yolla menopoza girmiştir. Kadınların ÇBASDÖ ortalama puanı 53.66±13.098 olup, orta düzeyde sosyal destek aldıkları belirlenmiştir. Aylık gelir 1000 TL’nin üstünde olan (p=0.012), çekirdek ailede yaşayan (p=0.0093), 3 yıldan daha kısa süredir menopozda olan (p=0.008), kronik hastalığı olan (p=0.013) ve menopoz sırasında psikolojik destek almayan (p=0.000) kadınların ailesinden sosyal destek algısı düzeyinin daha yüksek olduğu belirlenmiştir.
Klimakterik dönemdeki kadınların eğitim düzeyi (p=0.037), aylık gelir miktarı (p=0.036) ve menopoza ilişkin bilgi alma (p=0.007) oranı arttıkça arkadaşlarından algılanan sosyal destek düzeyi artmaktadır. Ayrıca üç yıldan kısa süredir menopozda olan (p=0.008), kronik hastalığı bulunan (p=0.013) ve menopoz sırasında psikolojik destek almayan (p=0.000) kadınların, arkadaşlarından sosyal destek algısının daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Sosyal güvencesi olan klimakterik dönemdeki kadınların eş sosyal destek algı düzeyinin daha yüksek olduğu(p=0.014) belirlenmiştir.
Sonuç: Çalışmada klimakterik dönemdeki kadınlar orta düzeyde sosyal destek algılamaktadır. Klimakterik dönemindeki kadınların eş, aile ve arkadaşlarından sosyal destek alma düzeyini artırmaya yönelik girişimlerin ve araştırmaların yürütülmesi önerilmektedir.
Objective: Determination of the level of social support perceiving and affecting factors in climacteric women.Method: This study has been designed as a definitive and sectional study and the sample of the research consisted of 101 women,agreed to participate between 8January-28February 2014 and admitted to the menopause clinic of a university hospital in Istanbul.Data was collected by using the questionnaire form prepared in line with the literature and questionnaire form consist of related to socio-demographic and obstetric characteristics questions and Multidimensional Scale of Perceived Social Support. These forms used to measure the size of perceived social support. Data were analyzed by SPSS 23.0 software package was used.Results: It was found that the average menopause age of the women was 46.26, the majority of women(61.4%)had menopause in the 43-50 age and 72.3% of the women were in menopause longer than 3years.The majority of women(82.2%)had naturall menopause and women's the average MSPSS score was 53.66 ± 13 098, It was determined also that women’s level of the social support was medium.It was determined that monthly income is above 1000 TL(p=0.012),living in the elementary family (p=0.0093), be in menopause shorter than 3years(p=0.008)and have a chronic disease (p=0.013),take psychological support during menopause (p=0.000)in women perceive higher level of social support from family.The rate of education level of women(p=0.037), monthly income (p=0.036) and getting information about menopause (p=0.007) increases the women’s level of perceived social support from friends increases.And it was also determined from the study be in less than three years in menopause(p=0.008),have a chronic diseases (p=0.013),receive psychological support during menopause (p=0.000) in women, perceive higher level of social support from friends.Women who have health insurance perceive higher level of social support from the partner or spouse (p=0.014) was identified.

4.
Yaşlıları Huzurevi Yaşamını Seçmeye Zorlayan Nedenlerin Belirlenmesi
Determınatıon Of The Causes That Force The Elders To Choose Nursıng Home Lıves
Ümmühan Kılıç, Deniz Şelimen
doi: 10.5222/jaren.2017.073  Sayfalar 73 - 82
Bu çalışma, huzurevinde yaşayan yaşlı bireylerin huzurevine gelerek buradaki yaşamı seçmelerine neden olan etkenleri belirlemek amacıyla yapılmıştır.
This study was conducted to determine that factors that cause elderly people living in nursing homesto choose live in nursing homes.

5.
Demanslı Hastaya Bakım Verenlerin Bakım Yükü ve Etkileyen Etmenlerin Belirlenmesi
Determination of Care Load and Affecting Factors of Demented Patient Caregivers
Ceren Selma Eğilli, Nihal Sunal
doi: 10.5222/jaren.2017.083  Sayfalar 83 - 91
Amaç: Bu çalışma, demanslı hastalara bakım veren bireylerde bakım yükünü ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Yöntem: Çalışma, Kasım 2015 ve Nisan 2016 tarihleri arasında, bir üniversite hastanesinde nöroloji polikliniğinde hizmet alan 205 hasta yakınından araştırmaya katılmayı kabul eden 186 demanslı hasta yakınında yapılmıştır. Araştırmanın verileri katılımcıların sosyo demografik özelliklerini içeren “Kişisel Bilgi Formu“ ve Zarit bakım yükü ölçeği ile elde edilmiştir. Bulgular: Çalışma kapsamında, bakım veren aile bireylerinin bakım verme yükü puan ortalaması 31.93 olarak belirlenmiş, ölçekten alınan puanların 7-68 puan arasında değiştiği saptanmıştır. Bu değerlere bakıldığında; çalışmamız sonucunda bakım veren aile bireylerinin bakım yükünün orta derecede olduğu belirlenmiştir. Araştırmaya katılan demanslı hastaya bakım veren bireylerin %49.5’inin 39-56 yaş arasında, %68.8’inin kadın, 50.5%’inin evli, %31.7’sinin ilköğretim mezunu, %28.5’inin ev hanımı ve bakım veren bireylerin %52.7’sinin hastaya uzun süredir bakım verdiği belirlenmiştir. Çalışma kapsamında, demanslı hastaya bakım veren bireylerin bakım verme yükü ortalamaları bakım verme süreleri ve demanslı hastaların yaşına göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermektedir (p<0,001). Sonuç: Özellikle toplum sağlığında ve evde bakım hizmetlerinde çalışan hemşirelerle elde edilen bulguların paylaşılarak, bakım vericilere yönelik destek faktörlerini belirlenmesi ve bakım sürecinin planlanması önerilmektedir.
Aim: This study was conducted to determine burden of care in people who care of patient with dementia and the factors that affect, as descriptive. Method: The study was conducted with 186 caregivers of patient with dementia of 205 caregivers who took health service at neurology polyclinic of a private university and accepted to participate between November 2015 and April 2016. Data was collected with ‘Individual Information From’ included in sociodemographic characteristics of the participants and Zarit Caregiver Burden Interview. Results: It is found that burden care score mean of caregivers was 31.93 and this score changed between 7 and 68. It is determined that burden care of caregivers was moderate level in our study. It is seen that of the patients; 49.5% were between 39-56 years, 68.8% were women, 50.5% were married, 31.7% graduated from primary school, 28.5% were housewife and 52.7% gave care for a long time. In the study, there was a significant difference between burden of care and time of giving care with age of patient, as statistically (p<0,001).
Particularly, by sharing the findings obtained with nurses working in community health and home care services, it is recommended to determine the support factors for caregivers and to plan the care period.
Conclusion: It is suggested that the results should be shared with nurses who works especially in public health and home care services. Thus, supportive factors could be determined and care process could be planned.

6.
Mesleki Beceri Laboratuvarında Uygulanan Simülasyon Yönteminin Öğrencilerin Sorun Çözme Becerileri Üzerindeki Etkisinin İncelenmesi
Evaluation of the Effect of Simulation Method Applied in Occupational Ability Laboratory on The Students’ Ability to Solve Problems
Mahmut Mete, Funda Gümüş, Leyla Zengin, Medine Erkan, Hamdiye Arda Sürücü, Gülhan Yiğitalp, Evin Evinç, Mesude Duman, Yeter Durgun Ozan
doi: 10.5222/jaren.2017.092  Sayfalar 92 - 96
Amaç: Mesleki beceri laboratuarinda uygulanan smilasyon yönteminin öğrencilerin problem çözme becerileri üzerindeki etkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır.
Yöntem: Çalışma yarı deneysel olarak planlanmıştır. Araştırmanın örneklemini Dicle Üniversitesi Diyarbakır Atatürk Sağlık Yüksekokulu 2015-2016 Eğitim-Öğretim yıllında 1. sınıf hemşirelik öğrencileri oluşturmuştur. Veriler, öğrencilerin sosyo-demografik özeliklerini içeren soru formu ve Problem Çözme Envanteri yüz yüze görüşme metodu ile toplanmıştır. Bireylere ait tanımlayıcı özellikleri incelemek amacıyla yüzdelik dağılım ve ortalama, bağımlı gruplarda student t testi kullanılmıştır. Araştırmanın yapılabilmesi için çalışmanın yapılacağı kurumdan, Etik Kurul’dan ve araştırmaya katılmayı kabul eden bireylerden yazılı bilgilendirilmiş onam formu alınmıştır.
Bulgular: Çalışmaya katılan öğrencilerin yaş ortalamasının 19.67±1.59, %59.2’sinin erkek, %67.3’ünün Anadolu lisesi mezunu, %42.9’unun akademik başarı tanımlarının iyi olduğu, %59.2’sinin hemşirelik bölümüne istemeden geldiği, istemeden gelen öğrencilerin en çok hemşirelik mesleğinin iş imkanlarının iyi olmasından dolayı ve\veya ailelerinin zorlamaları nedeniyle geldikleri belirlendi. Öğrencilere mesleki beceri laboratuarında uygulanan simülasyon yöntemi öncesi ve sonrası problem çözme becerilerine ilişkin özelliklerine göre dağılımları t testi ile incelendiğinde, öğrencilerin kişisel kontrol (t=-2.56; p= 0.014) ve toplam problem çözme (t=-2.13; p=0.038) ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı (t=2.194; p<0.035) fark saptandı.
Sonuç: Mesleki beceri laboratuarında simülasyon yönteminin uygulanmasından sonra öğrencilerin kişisel kontrollerinin ve problem çözme becerilerinin arttığı saptandı.
Objectives: The study was performed to evaluate the effect of the simulation method applied in the occupational ability laboratory on the students’ ability to solve the problems.
Method: This research is a quasi-experimental study. The research sample was consisted of first-grade nursing students having education in Dicle University Diyarbakır Atatürk Health High School during 2015-2016. Data were collected via Problem Solving Inventory and question form consisting of socio-demographic characteristics of the students. Evaluation of the data was performed using descriptive statistics (student t-test in the dependent groups).
Results: It was determined that age average of the participant students was 19.67±1.59. When an evaluation was performed according to the sub-dimension of the problem solving inventory before and after the simulation method applied to the students in the occupational ability laboratory it was detected that there was a statistically difference between the personal control (t=-2.56; p= 0.014) averages of the students. However, no significant difference was found between the problem-solving confidence of the students before and after the simulation method and point average of the approach-avoidance sub-dimensions (p>0.05).
Conclusion: It was detected that personal control of the students was increased after the application of the simulation method in the occupational ability laboratory.

DERLEME
7.
Yoğun Bakımda Bir Ses: “Burdayım.”
A Voice in the Intensive Care: ‘I’m here’
Aydanur Aydin, Ayla Gürsoy
doi: 10.5222/jaren.2017.097  Sayfalar 97 - 100
Yoğun bakım üniteleri sağlık durumu kritik olan kişilerin bakımının yürütüldüğü birimlerdir. Hastanın durumunun ciddiyetine bağlı olarak ekibin önceliğinin fizyolojik sağlık göstergeleri olması hastanın bir “birey” olarak görülmesine engel olan bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Gelişen teknolojinin beraberinde yoğun bakım ortamında araç gereçlerin fazla olması da ilgiyi hastadan çok teknik donanıma yoğunlaştırmaktadır. Hastalarda yoğun bakım ünitesinden ayrıldıktan sonra bu dönemde yaşadığı deneyimlere bağlı olarak çeşitli psikosoyal sorunlar görülebilmektedir. Bu makale yoğun bakım ortamlarında hastada uyaran fazlalığı oluşturacak durumların azaltılması ve kişinin bireyselliğinin korunması için yapılabilecekleri ele almaktadır.
Intensive care units are the units where the health status is maintained for critical care.
Due to the seriousness of the situation of the patient, the priority of the team is the physiological health indicators, which is the antagonism that prevents the patient from being seen as an "individual". The fact that there is a lot of equipment in the intensive care environment accompanied by the developing technology also makes the technical equipment more intense from the patient.
After leaving the intensive care unit in the patients, various psychosocial problems can be seen depending on the experiences they experienced during this period. This article discusses the possibility of reducing the number of patient stimuli in intensive care settings and the protection of the individual's individuality.

8.
Diyabet ve Diyabetik Ayak Eğitiminde Teknoloji - Mobil Eğitim
Technology in Diabetes and Diabetic Foot Education - Mobile Education
Berna Orhan, Nefise Bahçecik
doi: 10.5222/jaren.2017.101  Sayfalar 101 - 108
Giriş: Diabetes Mellitus (DM), insülin eksikliği ya da insülin etkisindeki defektler nedeniyle organizmanın karbonhidrat, yağ ve proteinlerden yeterince yararlanamadığı, sürekli tıbbi bakım gerektiren, kronik bir metabolizma hastalığıdır. DM giderek artan sıklığı, izlem ve tedavisinin kontrolsüz kaldığı durumlarda mortalite ve morbiditeyi artırıcı akut ve kronik komplikasyonlara yol açması, bireye ve topluma getirdiği ekonomik yükler nedeniyle önemli bir sağlık sorunudur. Diyabetin komplikasyonları arasında en sık karşılaşılanlardan bir tanesi de diyabetik ayaktır. Amputasyon riski dışında, morbiditenin artmasına, hastaların yaşam kalitelerinin bozulmasına ve yüksek tedavi maliyetlerine neden olan önemli bir sosyo ekonomik sorundur.
Diyabet, diyabetik ayak bakımı ve koruyucu önlemlerin alınması hastanın yaşam boyunca sürdürmesi gereken bir durumdur. Bireyin bakımı kendisinin yönetmesi, yaşam şekli değişikliği haline getirmesi ve günlük ayak bakım sorumluluğunu üstlenmesi gerekmektedir. Bu nedenle diyabette eğitim büyük önem arz etmektedir.
Eğitimde teknolojinin kullanımı, ihtiyaçların karşılanması bakımından önemli bir fırsattır. Alışılmış eğitimlere alternatif olarak, ihtiyaca uygun hazırlamış, diyabet, diyabetik ayak bakımı ve koruyucu önlemlere yönelik teknoloji ve mobil uygulama ile oluşturulacak eğitim; hastaların bilgiye kolay ulaşabilmesi, bireylerin kendi ayak bakımlarını yönetmeleri ve öz yeterlilikleri açısından oldukça önemlidir. Bu makalenin amacı, diyabetli bireyler için geliştirilen teknoloji ve mobil eğitimin önemini vurgulamaktır.
Sonuç: Teknoloji ve mobil uygulamaların kullanıldığı eğitim sayesinde, diyabetik ayak bakımı ve koruyucu önlemlere yönelik verilen eğitimi hastaların istedikleri ortamda, zaman ve mekândan bağımsız olarak almaları sağlanır. Bu eğitimlerin kullanılmasının hasta açısından daha konforlu ve kullanışlı olacağı düşünülmektedir.
Introductıon: Diabetes mellitus (DM) is a chronic metabolic disease which the organism cannot benefit from carbohydrates, oils and proteins adequately because of the insulin deficiency or defects under the thumb of insulin and requires continuous medical care. DM is a major health problem because of some features of it as increasing frequency, causing acute and chronic complications that increase mortality and morbidity while its follow-up and treatment is out of control and economic burden placed by it on individuals and society. It is one of the most common complications of diabetes is diabetic foot. Apart from the risk of amputation, increased morbidity, is a major socio-economic problems that cause deterioration of the quality of life of patients and higher treatment costs.
Diabetes, diabetic foot care and taking preventive measures is a situation that patient should continue throughout the life. The person should manage diabetic care by him/herself, make lifestyle changes and undertake the daily foot care responsibility.
The use of technology in education is an important opportunity in terms of meeting the needs. The education that will be consisted of diabetic care, diabetic foot care prepared in accordance with needs technology and mobile applications for protective measures as an alternative to the usual training; is quite important with regard to reaching easily to the information by patients managing the own foot care by individuals and their self-sufficiency. This article emphasizes the importance of technology and mobile education for targeted diabetic persons.
Conclusıon: Thanks to the training used in technology and mobile applications, education on diabetes management, diabetic foot care and preventive care is provided to the patients in an environment where they want, independent of time and space. It is thought that the use of these trainings will be more convenient and convenient for the patient.



Journal of Academic Research in Nursing (JAREN) dergisi; Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gaziosmanpaşa Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin 2015 yılında Haziran ve Aralık aylarında yılda iki kez yayımlanmış olan ve 2017 yılından itibaren Nisan, Ağustos ve Aralık aylarında olmak üzere yılda üç kez yayınlanmaya devam eden yayınıdır. Dergi; Türkiye Atıf Dizini (Turkey Citation Index), ULAKBİM TR Dizin ve EBSCO Academic Search Complate veri tabanlarında indekslenmektedir.



Copyright © 2022 JAREN