ISSN 2149-4983 | e-ISSN: 2149-9306
 
 
Cilt : 9 Sayı : 1 Yıl : 2023
 
: 8 (3)
Cilt: 8  Sayı: 3 - 2022
Özetleri Gizle | << Geri
1.
Kapak
Cover

Sayfa I

2.
Yayın Kurulu
Editorial Board

Sayfalar II - VI

3.
İçindekiler
Contents

Sayfa VII

ORJINAL ARAŞTIRMA
4.
Covid 19 Sürecinde Uzaktan Yürütülen Hemşirelik Eğitimiyle İlgili Öğrencilerin SWOT Analizi
SWOT Analysis of Students Regarding Remote Nursing Education In The Covid 19 Process
Arzu Timuçin, Dilek Sakallı, Selma Kahraman
doi: 10.55646/jaren.2022.04372  Sayfalar 115 - 123
Amaç: Bu çalışma literatürde ilk defa olan Covid 19 salgını nedeniyle uzaktan yürütülen hemşirelik lisans eğitiminin güçlü, zayıf, tehdit ve fırsatlarını (SWOT) belirlemektir.
Yöntem: Karma yöntem tasarımı kullanılan bu araştırmanın örneklemini 3. ve 4. Sınıf düzeyinde olan 64 hemşirelik öğrencisi oluşturmuştur. Veriler nicel veriler için anket yöntemi, nitel veriler için odak grup görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Nicel verilerin değerlendirmesi için, tanımlayıcı istatistikler ile ki-kare testi, nitel veriler içinde tematik analiz yöntemi kullanılmıştır.
Bulgular: Hemşirelik uzaktan eğitimin tehditleri ve zayıf yanları kategorisinde; öğrenciler, yetersiz eğitim/uygulamanın olduğunu, sosyal ve aile ilişkilerinin olumsuz etkilendiğini, çatışmaların ve yaşanılan stresin daha çok arttığını belirtirken, güçlü yanları ve fırsatları kategorisinde ise eğitime ulaşımın kolaylaşması, masrafların azalması, ailede geçen zamanın artması ve yüz- yüze eğitimin değerini anladıklarını belirtmişlerdir. Geliri giderinden az belirten öğrencilerin %72,2’si uzaktan eğitim sürecinin sağlıklı yürütüldüğünü düşünürken (p˂0.05), uzaktan eğitim hiçbir kazanım sağlamadı diyen öğrencilerin %75,0’ı uzaktan eğitim sürecinin hemşirelik eğitiminde beklentisini karşılamadığını ifade etmiştir (p˂0.05).
Sonuç: Bu araştırma ile hemşirelik programında yer alan uzaktan eğitim SWOT’la değerlendirilmiş, ileriye dönük planlamalara ışık tutacak önemli veriler sağlanmıştır.
Objective: The aim of this study was to determine the strengths, weaknesses, opportunities, and threats (SWOT) of remote nursing undergraduate education due to the Covid 19 epidemic, which is the first in the literature.
Materials and Methods: This study is mixed method design. The sample of this study, in which mixed method design was used, consisted of 64 nursing students. Data were collected by survey method for quantitative data and by focus group interview method for qualitative data. For the evaluation of quantitative data, descriptive statistics and chi-square test were used, and thematic analysis method was used for qualitative data.
Results: In the category of threats and weaknesses of distance nursing education, students stated that there was insufficient education/practice and that their social and family relations were negatively affected. While they stated that conflicts and the stress experienced increased more, in the category of strengths and opportunities, they stated that they understood the ease of access to education, reduced costs, increased time spent in the family and the value of face-to-face education.
Conclusion: With this study, distance education in the nursing program was evaluated with SWOT, and important data were provided to shed light on future planning.

5.
Ebelik ve Çocuk Gelişimi Bölümü Öğrencilerinin Çocuk İhmali ve İstismarını Raporlamaya ve Çözüm Önerilerine Yönelik Tutumlarının Belirlenmesi
Determining the Attitudes of Midwifery and Child Development Department Students Towards Child Neglect and Abuse Reporting and Solution Suggestions
Zühal Çamur, Çiğdem Erdoğan
doi: 10.55646/jaren.2022.80947  Sayfalar 124 - 130
Amaç: Çocuk ihmali ve istismarına yönelik bilgi düzeyleri ve raporlama konusunda, çocuk sağlığı ve hastalıkları dersi kapsamında işlenen bu konunun ders öncesi ve sonrası bilgi düzeyleri ve raporlama becerilerini incelemektir.
Yöntem: Bu çalışma için yarı deneysel bir yöntem olan iki grup ön test son test modeli kullanılmıştır. Veriler, ilgili eğitim öncesi ve sonrasında Çocuk Gelişimi ve Ebelik Bölümü’ndeki öğrencilere dağıtılan bir anket kullanılarak toplanmıştır. Çalışma için örneklem hesaplamasına gidilmeyerek tüm evrene ulaşılmaya çalışılmıştır. Araştırma örneklemi 142 katılımcıdan oluşmaktadır. Verilerin toplanmasında, tanımlayıcı bilgi formu ve “İstismar, İhmali Önlemede Uygulanabilecek Çözüm Önerileri Anketi Çocuk istismar ve ihmalinin raporlanmasına karşı tutum ölçeği” kullanılmıştır.
Bulgular: Okul öncesi bölümünde okuyan öğrencilerin Çocuk istismar ve ihmalinin raporlanmasına karşı tutum ölçek puanlarının tamamı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilmiştir (p<0.05). Ebelik bölümü öğrencilerinin Çocuk istismar ve ihmalinin raporlanmasına karşı tutum ölçek puan ortalamalarının öntest-sontest ve öntest-followup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunurken(p<0.05), sontest-followup arasında fark bulunmamaktadır (p>0.05). Okul öncesi bölümünde okuyan öğrencilerin İstismar ve İhmali Önlemede Uygulanabilecek Çözüm Önerileri Anketi puan ortalamalarının öntest-sontest ve öntest-followup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunurken (p<0.05), sontest-followup arasında fark bulunmamaktadır (p>0.05). Ebelik bölümü öğrencilerinin İstismar ve İhmali Önlemede Uygulanabilecek Çözüm Önerileri Anketi puan ortalamaları arasında ise istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilememiştir (p>0.05).
Sonuçlar: Bu araştırma eğitimin çocuk ihmali ve istismarının raporlanması ve çözüm önerilerine olumlu etkileri olduğu sonucuna varılmaktadır. Bu doğrultuda üniversitelerin ders müfredatına çocuk ihmali ve istismarı konusunun eklenmesinin faydalı olabileceği düşünülmektedir.
Objective: This study aims to examine the knowledge levels and reporting skills of this subject, which is covered within the scope of the child health and diseases course before and after the course on child neglect and abuse.
Material and Methods: For this study, a quasi-experimental method, a two-group pre-test post-test model, was used. Data were collected using a questionnaire distributed to students in the Child Development and Midwifery Department before and after the relevant training. For the study, it tried to reach the whole universe by not going to the sample calculation. The research sample consists of 142 participants. A descriptive information form and “Survey for Solutions to Prevent Abuse and Neglect, Healthcare Provider Attitudes Toward Child Maltreatment Reporting Scale” were used to collect the data.
Results: A statistically significant difference was found between the scores of attitude scale scores of the students studying in the preschool department towards reporting child abuse and neglect (p<0.05). While there was a statistically significant difference between the pretest-posttest and pretest-followup scores of midwifery students’ attitudes towards reporting child abuse and neglect (p<0.05), there was no difference between posttest-followup (p>0.05). While there was a statistically significant difference between the pretest-posttest and pretest-followup score averages of the pre-test-posttest and pretest-followup scores of the students studying in the preschool department, there was no difference between the posttest-followup (p>0.05). No statistically significant difference was found between the average scores of midwifery students in the Questionnaire for Solutions to Prevent Abuse and Neglect (p>0.05).
Conclusion: This study concluded that education positively affects reporting child neglect and abuse and solution proposals. In this respect, it is thought that it would be beneficial to add the subject of child neglect and abuse to the curriculum of schools.

6.
Diyabet Tanısı ile İzlenen Adölasanlarda Hipoglisemi Korkusu ve Yaşam Kalitesi Arasındaki İlişkinin Belirlenmesi
Determination of the Relationship Between Hypoglycaemia Fear and Quality of Life in Adolescents Monitored with the Diagnosis of Diabetes
Sultan Mermer Ata, Gülzade Uysal
doi: 10.55646/jaren.2022.24650  Sayfalar 131 - 139
Amaç: Bu araştırma, tip 1 diyabet tanısıyla izlenen adölesanların hipoglisemi korkusuyla yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır.
Yöntem: Araştırma tanımlayıcı tipte olup, örneklemini 128 çocuk oluşturmuştur. Araştırmanın verileri literatür bilgisinden yararlanılarak araştırmacı tarafından hazırlanan “Veri Toplama Formu”, “Virginia Çocuk/Ergen Düşük Kan Şekeri Ölçeği (DKŞÖ)” ve “Çocuklar İçin Yaşam Kalite Ölçeği (ÇİYKÖ)” kullanılarak toplanmıştır.
Bulgular: Adölesanların, %56,2’sı 13-15 yaş aralığında olup %58’i, kızdır. Katılımcıların %21,1’i 10 yıldan uzun süredir diyabet tedavisi almaktadır ve %65,8 ‘i son bir ayda hipoglisemi yaşadığını belirtmiştir. %28,1’inin HgA1c değeri 8’in üzerindedir. Adölesanların hipoglisemi korkusunu belirten DKŞÖ puan ortalaması 34,06±7,12 ve yaşam kalite algılarını gösteren ÇİYKÖ puan ortalamaları ise 67,46±11,68 bulunmuştur.
Sonuç: Sonuç olarak, diyabetli adölesanların hipoglisemi korkusu azaldıkça yaşam kalitesi yükselmiştir.
Aim: This study was made in order to determine the relationship between the fear of hypoglycemia and the quality of life adolescents who were followed up with the diagnosis of type 1 diabetes.
Method: This study is descriptive type and its sample consisted of 128 children. The data of the study were collected by using the “Data Collection Form”, “Virginia Child/Adolescent Low Blood Sugar level (LBS)” and “Children’s Quality of Life Scale (PedsQL)” prepared by the researcher using the literature information.
Results: 56.2% of the adolescents were in the 13-15 age range and 58% were female. 21.1% of them have been receiving diabetes treatment for more than 10 years and 65.8% stated that they have experienced hypoglycemia in the last month. HgA1c value of 28.1% is over 8. The mean LBS score of adolescents, which indicates fear of hypoglycemia, was 34.06±7.12, and the mean score for the PedsQL, which indicates their perception of quality of life, was 67.46±11.68.
Conclusion: As a result, the quality of life of adolescents with diabetes increased as the fear of hypoglycemia decreased.

7.
Yüksek Ateş Şikayeti İle Acil Servise Getirilen 0-6 Yaş Grubu Çocuğu Olan Babaların Ateş Yönetimine İlişkin Bilgi, Tutum ve Uygulamaları
Knowledge, Attitudes and Applications of Fathers with Children Aged Group 0-6 Who Were Taken to An Emergency Service with Complaints of High Fever Regarding Fever Management
Leyla Zengin Aydın
doi: 10.55646/jaren.2022.76402  Sayfalar 140 - 148
Amaç: Bu çalışma, yüksek ateş şikayeti ile acil servise getirilen 0-6 yaş grubu çocukları olan babaların ateş yönetimine ilişkin bilgi, tutum ve uygulamalarının belirlenmesi amacıyla yapılmıştır.
Yöntem: Araştırmanın evrenini, Türkiye Doğusunda bir ilin Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi Çocuk Acil Servisinde Ocak-Eylül 2019 tarihleri arasında başvuran babalar oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini çalışmaya katılmayı kabul eden 196 baba oluşturmuştur. Veriler, babaların tanıtıcı özelliklerinin ve babaların ateş yönetimine ilişkin bilgi, tutum ve uygulamalarının sorgulandığı bir anket ile toplanmıştır.
Bulgular: Araştırma kapsamına alınan babaların %47.4’ünün 20-29 yaş arasında olduğu, %88,8’inin lisans mezunu olduğu, %67.3’ünün gelir giderine eşit olduğu tespit edilmiştir. Araştırmaya katılan babaların çocuk yaş ortalaması 3.28±1.50, çocuk sayısı ortalaması 2.60±1.86 arasında olduğu belirlenmiştir. Araştırmamızda babaların yaş grupları ateş yönetimi ile ilgili bilgi, tutum ve uygulamaların etkilenmediği tespit edilirken (p>0.05) babaların eğitim düzeyi ve gelir durumunun ise etkili olduğu saptanmıştır (p<0.05).
Sonuç: Babaların eğitim düzeyi ve gelir düzeyinin bilgi, tutum ve uygulamalarını etkilediği bulunmuştur. Birinci, ikinci ve üçüncü basamak sağlık kuruluşlarında ateş yönetimine ilişkin bilgi, tutum ve uygulamalara yönelik verilen eğitimlere babaların katılımının sağlanması önerilebilir.
Purpose: The present study sought to determine the knowledge, attitudes and applications of fathers with children aged 0-6 years who were taken to an emergency service with complaints of high fever regarding fever management.
Methods: The target population of the study comprised fathers who applied to the Maternity and Children Diseases Hospital Pediatric Emergency Service in a province in the east of Turkey between January and September 2019. The sample of the study consisted of 196 fathers who agreed to participate in the study. The data were collected using a questionnaire in which the introductory characteristics of the fathers and the fathers’ knowledge, attitude and practices regarding fever management were questioned.
Results: Of the fathers included within the scope of the study, 47.4% were aged 20-29 years, 88.8% had bachelor’s degree and 67.3% had equal income to expense. The mean age of the children of the fathers who took part in the study was 3.28±1.50 years and the average number of children was 2.60±1.86. In the present study, the age groups did not affect the knowledge, attitudes and applications of the fathers regarding fever management (p>0.05), while their educational level and income status were effective (p<0.05).
Conclusion: The study found that educational level and income level of the fathers affected their knowledge, attitudes and applications. It is possible to recommend that fathers be included in the trainings on knowledge, attitudes, and applications regarding fever management in primary, secondary and tertiary healthcare institutions.

8.
Determination of Nursing Students’ Pelvic Floor Health Knowledge Levels
Hemşirelik Öğrencilerinin Pelvik Taban Sağlığı Bilgi Düzeylerinin Belirlenmesi
Rojjin Mamuk, Mukaddes Miral, Melike Dişsiz, Meltem Demirgöz Bal
doi: 10.55646/jaren.2022.54036  Sayfalar 149 - 155
Amaç: Bu çalışmada, hemşirelik bölümü üçüncü ve dördüncü sınıf öğrencilerinin pelvik taban sağlığı (PTS) bilgi düzeylerini belirlemek amaçlandı.
Yöntem: Tanımlayıcı-kesitsel tipte olan çalışmanın örneklemini iki vakıf üniversitesinin hemşirelik bölümü üçüncü ve dördüncü sınıflarında öğrenim görmekte olan ve araştırma kriterlerini karşılayan 167 öğrenci oluşturdu. Örneklem kabul kriterleri ise hemşirelik bölümlerinin üçüncü ve dördüncü sınıflarında bulunmak, Kadın Hastalıkları ve Doğum Hemşireliği dersini almış olmak ve çalışmaya katılmaya gönüllü olmak şeklindeydi. Veriler “Kişisel Bilgi Formu” ve “Pelvik Taban Sağlığı Bilgi Testi (PTSBT)” kullanılarak yüz yüze toplandı. İstatistiksel analizler SPSS paket programında sayı, yüzde, ortalama, students’ t-testi ve tek yönlü varyans analizi kullanılarak elde edildi.
Bulgular: Öğrencilerin %50,3’ü PTS bilgisini orta düzeyde olduğunu, %19,2’si pelvik taban egzersizlerini (PTE) uyguladığını, %18’i PTS konusunda hastaları ve sağlıklı bireyleri bilgilendirdiğini ve %21’i pelvik taban fonksiyon bozukluğu olan hastaların bakım süreçlerinde yer aldığını belirtti. PTSBT’den elde edilen toplam puan ortalaması 16,29±7,00 idi. Ayrıca ölçeğin Fonksiyon/Disfonksiyon alt boyut puan ortalaması 4,40±1,98, Risk/Etyoloji alt boyutu 6,83±3,42 ve Tanı/Tedavi alt boyutu 5,04±2,36’dir.
Sonuç: Bu çalışmada hemşirelik öğrencilerinin PTS’ye dair bilgileri orta düzeydedir. PTE uygulama ve çevrelerindeki bireylere PTS konusunda bilgi verme oranları düşüktür.
Objective: This study aimed to investigate the pelvic floor health (PFH) knowledge levels of third and fourth grade nursing students.
Methods: This descriptive and cross-sectional study was conducted with a sample of 167 students who were enrolled in the third and fourth classes year of the Nursing Department of two foundation universities and met the research criteria. The inclusion criteria were being enrolled in the third and fourth classes year of the Nursing Department, to have taken the course of Obstetrics and Gynecology Nursing and agreeing to participate in the study. Data were collected face to face interview through the “Personal Information Form” and the “Pelvic Floor Health Knowledge Quiz (PFHKQ)”. Statistical analyzes were obtained by using number, percentage, mean, students’ t-test and one-way analysis of variance in SPSS package program.
Results: 50.3% of the students stated that they had moderate knowledge of PFH, 19.2% applied pelvic floor exercises (PFE), 18% informed patients and healthy individuals about PFH, and 21% took part in the care processes of patients with pelvic floor dysfunction. The total mean score obtained from the PFHKQ was found 16,29±7,00. In addition, the mean of the Function/Dysfunction sub-dimension of the scale was 4.40±1.98, in the Risk/Etiology sub-dimension 6.83±3.42, and 5.04±2.36 in the Diagnosis/Treatment sub-dimension.
Conclusion: In this study, the knowledge of nursing students about PFH is a moderate level. The rates of applying PFE and informing the individuals about PFH are low.

9.
Hemşirelik Öğrencilerinin Mesleğe Yönelik Tutumlarının Kariyer İyimserliği ve Uyumluluğu Üzerine Etkisi
The Effect of Professional Attitudes Nursing Students’ on the Career Compatibility and Optimism
Rabiye Erenoğlu
doi: 10.55646/jaren.2022.20438  Sayfalar 156 - 165
Giriş: Bu araştırmanın amacı, hemşirelik öğrencilerinin mesleğe yönelik tutumlarının kariyer uyumluluğu ile iyimserliği üzerine etkisinin belirlenmesidir.
Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel tipteki araştırmanın evrenini; Akdeniz bölgesinde bulunan bir devlet üniversitesinin hemşirelik bölümünde öğrenim gören öğrencilerin tamamı oluşturmuştur (N: 400). 246 öğrenci örnekleme alınmıştır. “Kişisel Veri Formu”, “Hemşirelik Mesleğine Yönelik Tutum” ve “Kariyer Geleceği” ölçekleri ile veriler toplanmıştır. “Mann-Whitney U” “Independent Sample-t”, “Kruskal-Wallis H” ve “One-Way Anova” testleri ile analiz edilmiştir.
Bulgular: Araştırmada; öğrencilerin %65.1’inin kadın, ortalama yaşlarının 21.26±2.05 yıl, %31.7’sinin 4.sınıf ve %58.6’sının gelirinin orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Öğrencilerin %43’ünün hemşirelik mesleğini iş bulma kolaylığından dolayı tercih ettiği, %71.9’unun mezuniyet sonrası kariyer planı yaptığı ve %95.6’sının kariyer planlama eğitimi almak istediği belirlenmiştir. Araştırmada HMYTÖ- toplam puanı ile “kariyer uyumluluğu”, “kariyer iyimserliği”, “bilgi” alt boyutları ve KARGEL- toplam puanı arasında “pozitif yönde” ve “zayıf düzeyde” bulunan ilişki istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0.05).
Sonuç: Bu araştırmada; mesleki tutumun, kariyer iyimserliği ve kariyer uyumluluğunu etkilediği saptanmıştır.
Objectives: In this study; ıt was aimed to determine the effect of nursing students’ attitudes towards the profession on career adaptability and optimism.
Methods: The universe of the descriptive and cross-sectional research; all students studying in the nursing department of a state university in the Mediterranean region (N: 400). 246 students were sampled. In this study, “Personal Data Form”, “Attitude towards Nursing Profession” and “Career Future” scales were used while collecting data. Data were analyzed using the “Independent Sample-t”, “Mann-Whitney U”, “One-Way Anova” and “Kruskal-Wallis H” tests.
Results: In this study, it was determined that 65.1% of the students were female, their mean age was 21.26±2.05 years, 31.7% were in the 4th grade, and 58.6% had a medium income. 43% of the students preferred the nursing profession because of the ease of finding a job. 71.9% of them made a career plan after graduation; 95.6% stated that they want to receive career planning training. In the study, the relationship between the HMYTÖ-total score and career adaptability, career optimism, knowledge sub-dimension and KARGEL-total score was statistically significant (p<0.05).
Conclusion: It was found that professional attitude affects career optimism and career adaptability.

10.
Yoğun Bakım Ünitesinde Yatan Erişkin Hastalarda Endotrakeal Tüp Kaf Basıncını Etkileyen Faktörlerin Belirlenmesi
Determination of Factors Affecting Endotracheal Tube Cuff Pressure in Adult Patients in Intensive Care Unit
Ayda Kebapçı
doi: 10.55646/jaren.2022.02360  Sayfalar 166 - 176
Amaç: Hava yolu açıklığını ve pozitif basınçlı ventilasyonun uygulanmasını sağlayan endotrakeal tüp kaf basıncının (ETKB) güvenli aralıklar içinde tutulması, birçok faktör nedeniyle karmaşık bir durumdur. Aşırı veya yetersiz ETKB’nin önlenmesine ilişkin öneriler bulunmakla birlikte, günümüzde hala ETKB düzeyini etkileyen faktörlere ilişkin bir görüş birliği bulunmamaktadır. Bu çalışmada, yoğun bakım ünitesinde erişkin hastalarda endotrakeal kaf basıncını etkileyen faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır.
Yöntem: Bu prospektif çalışma, kesitsel, tanımlayıcı ve ilişki araştırıcı tipte idi. Çalışmanın kriterlerine uygun 67 hasta araştırmaya dahil edildi ve bu hastaların yoğun bakım ünitesinde yatışları boyunca toplam 264 kez ETKB ölçümü gerçekleştirildi.
Bulgular: Hastaların yaş ortalamasının 70, %56,7’sinin erkek, %21,4’ünün cerrahi müdahale sonrası yoğun bakım ünitesine kabul edildiği bulundu. Ortalama ETKB değeri 28,5 cmHg (5-127 cmHg) idi. Ölçümlerin %55,7’sinde hiperinflasyon belirlendi. Hastaların %58,71’inde orotrakeal tüp tercih edildiği, %84,4’ünde standart yuvarlak kaf olduğu ve ortalama tüp numarasının 8.0 olduğu bulundu. Hastaların ortalama yatak başı yükseklik derecesi 25 derece idi ve %61,7’si supine pozisyondaydı. Regresyon analizinde; ETKB değerini etkileyen değişkenlerin yaş, beden kitle indeksi (kg/m2), trakeal tüp cinsi, kaf şekli, tüp boyutu ve yatak başı yükseklik derecesi olduğu belirlendi (p<0.05).
Sonuç ve Öneriler: Çalışmanın sonuçları, ETKB değerlerinin çoğunlukla yüksek olduğu ve hastaya özgü faktörlerden yanı sıra endotrakeal tüp ile ilgili faktörlerden etkilendiğini göstermektedir. Hastanın ETKB değerlerinde potansiyel olarak istenmeyen yükselmeler sık görüldüğünden, hastaya özgü değişkenler ile endotrakeal tüp özellikleri de dikkate alınarak yoğun bakım hemşireleri tarafından ETKB’nin sık izlenmesi gerektiğini ve basıncın standart yönetimine ilişkin protokollerin geliştirilmesine gereksinim olduğunu göstermektedir.
Aim: This study aimed to determine factors that affect endotracheal tube cuff pressure (ETCP) in adult patients under mechanical ventilation support in intensive care unit.
Background: Maintaining the ETCP within safe ranges, which ensures airway patency and provides positive pressure ventilation, is a complex circumstance due to many factors. Although there are recommendations for the prevention of excessive or insufficient ETCP, there is still no consensus based on affecting factors.
Design: The study was designed as a cross sectional, descriptive, and correlational study. A total of 67 patients who met the criteria of the study were included in the study, and 264 ETCP measurements were performed during their hospitalization in the intensive care unit.
Results: The mean age was 70.56.7% of participants were men, and 21.4% of them were admitted to the ICU after surgical intervention. The mean ETCP value was 28.5cmHg (5-127 cmHg). 55.7% of measurements were hyperinflation, 58.71% of patients had orotracheal tube, %84.4 of endotracheal tubes had standard circular cuff and mean tube size number was 8.0. Mean head of bed degree was 25 degree and 61.7% of patient was in supine position. In the regression analysis, the variables affecting the nursing image age, body mass index (kg/m2), type of tracheal tube, shape of cuff, size of tube and head of bed degree (p<0.05).
Conclusion: The results of the study show that the ETCP values were mostly high and were affected by both patient-specific factors and endotracheal tube-related factors. It is recommended that standard protocols should be developed to manage ETCP and monitor ETCP by intensive care nurses with frequent intervals, considering patient-specific variables and endotracheal tube characteristics, since potentially undesirable elevations in the patient’s ETCP values are common.

DERLEME
11.
Hemşirelikte Tamamlayıcı Terapiler: Renklerle Sanatsal Tedavi, Çakralar ve Reiki
Complete Therapy in Nursing: Artistic Treatment with Colors, Chakras and Reiki
Gözde Özsezer Kaymak, Merve Ataç, Özlem Tekir
doi: 10.55646/jaren.2022.73644  Sayfalar 177 - 186
Günümüz sağlık alanında, görsel sanatların alternatif tedavi yöntemleri içerisinde ele alınması, görsel sanatların tedavi (terapi) amaçlı kullanılmasına olanak sağlamaktadır. İnsan vücudunda belirli noktalarda, “çakra” adı verilen, farklı frekansları olan ve endokrin sistem ve sinir sistemiyle ilişkili olan enerji merkezleri bulunmaktadır. Çakraların her birinin hem bedeni hem de bilinci etkileyen belirli fonksiyonu, frekansı, adı, notası, duyusu, mantrası, şekli ve rengi vardır. Reikinin etki mekanizması kesin olarak açık olmamakla birlikte organların elektromanyetik alanlar yoluyla iletişimde olduğu ve tıkanmış kanallardaki enerjinin tekrar dolaşmasına yardımcı olduğu düşüncesi kabul edilmektedir. Bu doğal şifa yönteminde enerji, elle dokunularak aktarılır. Hasta bakımında dokunarak mesleğini icra eden hemşire de yalnızca evrensel yaşam enerjisini aktaran bir kanal olup, bu süreçte enerji kaybetmeden, aksine güçlenip enerjiyle dolarak akan enerjiyi aktarır. Aktarılan enerji reiki alıcısının ihtiyacına göre belirlenir. Rehabilitasyon üniteleri, hospisler, acil bakım üniteleri, psikiyatri klinikleri, ameliyathaneler, huzurevi/yaşlı bakım evleri, pediatri klinikleri, kadın doğum ve jinekoloji klinikleri ve yeni doğan bakım kliniklerinde yaygın olarak kullanılmaktadır.
Nowadays health field, the treatment of visual arts in alternative treatment methods enables the use of visual arts for therapy purposes. At certain points in the human body are energy centers, called “chakra”, which have different frequencies and are associated with the endocrine system and the nervous system. Each of the chasers has a specific function, frequency, name, note, sense, reason, shape and color that affect both the body and the consciousness. While the mechanism of action of Reiki is not precisely clear, it is assumed that the organs are in communication through electromagnetic fields and that it helps to re-circulate the energy in the clogged channels. In this natural healing method, energy is transferred by hand. The nurse who carries out his profession in the care of the patient is a channel that transmits only the universal life energy and transfers the energies flowing in this process without losing energy but being strengthened and filled with energy. The energy delivered is determined according to the needs of the receiver. It is widely used in rehabilitation units, hospices, emergency care units, psychiatric clinics, operating rooms, retirement home / elderly care homes, pediatrics clinics, gynecology and gynecology clinics, and neonatal care clinics.

12.
Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitelerinde Bebek Banyosu: Yenidoğan Hemşireleri İçin Öneriler
Newborn Bathing in Neonatal Intensive Care Units: Recommedations for Newborn Nurses
Sibel Serap Ceylan, Zehra Bahire Bolışık
doi: 10.55646/jaren.2022.99815  Sayfalar 187 - 192
Banyo yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde sık uygulanan bir hemşirelik girişimidir. Vücuttan kirleri ve vücut sıvılarını uzaklaştırarak enfeksiyon oluşumunu önlemek ve cilt bütünlüğünü korumak amacıyla yapılan banyo bebekte hipotermiye, fizyolojik durumda bozulmalara, stres ve ağrıya neden olmaktadır. YYBܒde çalışan hemşireler, tüm girişimlerde olduğu gibi, her bebeğin durumuna göre en uygun olan banyo yöntemine karar vermeli, bebeğin tepkilerini izlemeli ve ebeveynlere banyo yöntemleri hakkında bilgi vermelidir. Bebek banyosu ile ilgili dikkat edilmesi gereken konular; hipoterminin önlenmesi, enfeksiyonların önlenmesi, vital bulgularda stabilitenin sağlanması, bebeğin konforunun sağlanması, ağrı ve stresin önlenmesidir. Literatürde en güvenli banyo yöntemi olarak sarmalama banyo önerilmiştir.
Bathing is a common nursing intervention in neonatal intensive care units. Infant bathing, which is carried out in order to prevent infections by removing dirt and body fluids from the body and to protect the integrity of the skin, causes hypothermia, disturbances in physiological state, stress, and pain in the newborn. Nurses working in the NICU should decide the most appropriate bathing method according to the condition of each baby, follow the baby’s reactions and inform the parents about the bathing methods. Issues to be considered about infant bathing; prevention of hypothermia, prevention of infections, stability of vital signs, comfort of the baby, prevention of pain and stress. In the literature, swaddled bathing has been proposed as the safest bathing method.

OLGU SUNUMU
13.
Lenfomalı Çocukta Kültürel Özellikleri Tanılama ve Hemşirelik Bakımı
Identifying Cultural Features and Nursing Care in Children with Lymphoma
Remziye Semerci, Melahat Akgün Kostak, Esra Nur Kocaaslan
doi: 10.55646/jaren.2022.44366  Sayfalar 193 - 199
Amaç: Kültürel farklılıklar; bireyin bulunduğu yaşamsal koşullar, yaşadığı mahalle, gelir düzeyi, eğitim, değerler/inançlar, uygulama ve tutum farklılıkları bireyin sağlık ve hastalığını etkiler. Bütüncül bakım sağlanmasında hemşirelik bakımı planlanırken kültür farklılıklarını tanılamak, kültür öğelerinin farkında olmak önemlidir. Bu çalışmada lenfoma tanısı almış, roman olan 11 yaşındaki R.’nin kültürel özellikleri dikkate alınarak hemşirelik bakımı planlanmıştır.
Olgu Sunumu: R’nin bakımında, ‘’Hemşirelik bakımında kültürel özellikleri tanılama rehberi’’ kullanılmıştır. Tanrıverdi ve ark. (2009) tarafından geliştirilen ‘’Hemşirelik Bakımında Kültürel Özellikleri Tanılama Rehberi’’; hastanın bireysel özellikleri, iletişim özellikleri, aile içi ve toplumsal rolleri, sağlık ve hastalık uygulamaları olmak üzere dört başlıktan oluşmaktadır. Bu başlıklar kapsamında R. için: ‘’Manevi sıkıntı, Karar vermede çatışma, Bireysel kimlik tanımında bozulma, Durumsal düşük benlik saygısı, Sözel iletişimde bozulma, Sosyal etkileşimde bozulma, Sosyal izolasyon, Aile içi süreçlerin devamlılığında bozulma, Ebeveyn çocuk bağlamında bozulma, Ebeveynlikte yetersizlik, Baş etmede yetersizlik, Enfeksiyon riski, Uyku örüntüsünde bozulma, Sağlığı sürdürmede etkisizlik, Beslenme örüntüsünde etkisizlik, Kendi sağlığını yürütmede etkisizlik, Öz bakım eksikliği sendromu’’ hemşirelik tanıları konulmuş ve bakımı verilmiştir.
Sonuç: Hemşirelerin birey, aile ve topluma istendik bakım verebilmeleri için sağlık ve hastalık davranışlarının altında yatan kültürel özellikleri tanılamaları gereklidir. Bu nedenle hemşirelerin bakım sürecinde hastalarını kültürel açıdan tanımaları önemlidir.
Objective: Cultural differences; the individual’s life conditions, neighbourhood, income level, education, values/beliefs, differences in practice and attitude affect health and disease. It is important to define cultural differences and to be aware of cultural elements when planning nursing care for providing holistic care. In this study, nursing care was planned by considering the cultural characteristics of R., an 11-year-old Roman (kind of Turkish race) diagnosed with lymphoma.
Case report: ‘Guide to diagnose cultural characteristics in nursing care’ was used for R.’ care. The guide was developed by Tanrıverdi et al. (2009) and consists of four topics: individual characteristics, communication characteristics, family and social roles, health and disease practices. According to the these topics, Spiritual distress, Conflict in decision making, Distortion in the definition of individual identity, Situational low self-esteem, Impairment in verbal communication, Impairment of social interaction, Social isolation, Impairment of continuity of family processes, Deterioration in the context of parent-child, Inability to parent, Inability to cope, Risk of infection, Distortion of sleep pattern, Ineffectiveness in maintaining health, Nutrition pattern ineffectiveness, Ineffective in conducting own health, Self-care deficit syndrome were thought for nursing diagnosis of R. Nursing care was given within the scope of these diagnoses.
Conclusion: Nurses should be able to identify the cultural characteristics underlying health and illness behaviours in order to provide the desired care to the individual, family and society. For this reason, it is important for nurses to recognize patients culturally in the care process.

DIZIN
14.
Hakem Dizini
Referee Index

Sayfa E1
Makale Özeti | Tam Metin PDF



Journal of Academic Research in Nursing (JAREN) dergisi; Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gaziosmanpaşa Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin 2015 yılında Haziran ve Aralık aylarında yılda iki kez yayımlanmış olan ve 2017 yılından itibaren Nisan, Ağustos ve Aralık aylarında olmak üzere yılda üç kez yayınlanmaya devam eden yayınıdır. Dergi; Türkiye Atıf Dizini (Turkey Citation Index), ULAKBİM TR Dizin ve EBSCO CINAHL Complete veri tabanlarında indekslenmektedir.



Copyright © 2022 JAREN